Yükseköğretimimizin kalite konusunda yeterli güvence sistemlerine sahip olmadığını, 15 yeni üniversite daha açılacak olmasının bu problemi büyüteceğini söyleyen Avcı,
“Eğitim bütçesinden büyük paylar ayırdığımız üniversitelerimizden yalnızca 10 tanesi uluslararası akreditasyon ve kurumsal değerlendirme süreçlerinden geçer not almıştır. Bunca para harcamamıza rağmen Türk üniversitelerinin kalite notu 5 üzerinden 2’dir. Bilimsel araştırmalarda, akademik üretimde, teknoloji geliştirmede oldukça yetersiz olan üniversitelerimiz, onca para döküp eğittiğimiz gençlerimize ne yeni iş sahaları, ne de iş imkanları yaratabiliyor? Gençlerin eline diploma verip sokağa salmayı yüksek öğretim olarak algılıyoruz. Mezun olduktan sonra mesleğini icra edemeyecekse neden eğitiyoruz, neden zaman, emek ve para harcıyoruz?”
dedi. Türkiye’nin, Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın yüzde 3,7’sini eğitime ayırdığını, bu oranın gelişmekte olan bir ülke için oldukça az olduğunu belirten Avcı,
“Bütçeden eğitime yetersiz oranda pay ayıran Türkiye, yükseköğretime bir çok ülkelere oranla daha çok mali kaynak ayırıyor. Eğitime ayrılan toplam kamu ödeneğinin yüzde 32,2’si yükseköğretime ayrılıyor. Bu oran; ABD’de yüzde 25,2, Japonya’da yüzde 14,9, ıngiltere’de yüzde 20,6, Fransa’da yüzde 17,7. Eğitime yüzde 2,2 oranında pay ayırma geleneği bululan ülkemizde, yetersiz olsa da bu rakamın yüzde 3,7’ye çıkartılması elbette sevindiricidir. Türkiye’nin GSYıH oranının artmasına paralel olarak, genel eğitim sistemine ayırdığı pay artarken, yükseköğretime ayırdığı payın diğer eğitim sistemindeki kalemlere göre daha yüksek oranda artması sağlıksız bir göstergedir.”
dedi. Eğitimin, insan kaynağını daha verimli hale getirdiği ve istikrarlı bir sürdürülebilir kalkınmanın temelini oluşturduğu unutulmamalıdır. Doğal kaynaklara dayalı gelişmenin, insan kaynaklarıyla desteklenmediği sürece kalıcı olamadığı hatırlanmalıdır. Mesleki ve temel eğitime daha çok kaynak aktaran devletlerin 10-20 yıllık süreçte gelişmekte olan ülkeden “gelişmiş’’ ülke statüsüne yükseldiğini vurgulayan Avcı, şöyle kaydetti,
“Zorunlu eğitim çağı dışında kalan nüfusunun yüzde 12,5’i okumaz-yazmaz olan bir ülkede, yükseköğretime bu kadar para harcanması doğru değildir. ışsiz yüksek okul mezunu 3 milyona yaklaşan bir ülkede, mesleki eğitime daha çok önem verilmelidir. Ancak süpermarketlerde kasiyer olarak iş bulabilen diplomalı işsizler yaratan üniversitelerimize bu kadar para harcanması ve inatla yeni üniversiteler açmaya çalışılması üzücüdür. Yanlış olan budur. Israrla yeni üniversite açmaya çalışan politikacılarımızın bilmesi gereken bir şey var. Üniversiteleri bacasız fabrika gibi algılayan siyasilerimizin artık görmesi gereken bir gerçek var. Herkes üniversite bitirmek zorunda değildir. ışe göre insan yetiştirmek gerekmez mi? Gençlerimize, hiç bir işe yaramayan ve hiçbir yetenek kazandırmayan diplomalar vermek yerine, bir meslek kazandırmaya çalışmak daha doğrudur.”