Köy Enstitüleriyle Özdeşleşmiş Bir ısim; Yazar Mahmut Makal

Yarım asrı geçkin bir süredir, aydın Türkiye kavramı üzerine ışık tutmaya  çalışan isimlerden birisi o.  Gerçek bir aydın. Daha önce ‘Gerçek Aydınlar Arasında’ başlığıyla yazdığım yazı içerisinde, Sayın Mahmut Makal’dan kısaca söz etmiştim. Tanıdıkça, okudukça görüyorum ki, Sayın Makal’ı kısa paragraflarla, birkaç cümleyle anlatmak yeterli değil.

ılk tanıştığımızda beni Keşan Önder Gazetesindeki yazılarımdan ismen bildiğini söylemişti. Ben de çok mutlu olmuştum, yazarlar da benim yazılarımı okuyor diye. Gerek yazılarımdan, gerekse o günkü fikir alışverişimizden “Doğru yoldasın, hep böyle devam et. Sizler gibi, bilinçli ve vatansever insanları gördükçe umut doluyorum, çünkü çok az var şimdi  sizin gibiler ” demişti. Bu sözler beni bir kez daha mutlu etmişti.

Geçen hafta üç tane kitabını imzalayıp verdi bana Mahmut Hocam. Mahmut Hocam  diyorum, çünkü tutum, davranış ve tavsiyeleriyle, Hababam Sınıfı filmlerindeki herkesin çok sevdiği öğretmen Mahmut Hoca karakterine benzetiyorum biraz kendisini.

1940’lı, 1950’lili yılların Köy Enstitülüsü Mahmut Makal.

O yılların Köy Enstitülü kuşağına, Türkiye’nin en aydın, en değerli, ülkenin  karanlık  köşelerine ışık saçmış, vatan-millet ülkülerine en sahip kuşak demek istiyorum. Onlar bir ekol. Onlar Aydınlık Türkiye’nin temel taşları. Onlar kalkınmakta olan bir cumhuriyetin idealist evlatları.

Keşan Önder Gazetesinin sahibi Sayın Feyzullah Aktan da Köy Enstitülü olduğu  için Mahmut Makal ve diğer bazı Köy Enstitülü arkadaşları, Türkiye’nin neresinde olursa olsunlar, en azından Önder Gazetesinin abonesi olarak halen diyaloglarını sürdürüyorlar. Yani onlar hep okur-yazarlar. Onlar hep eğitmenler. Onlar her daim kitapla, basınla iç içeler. Okuyan, yazan bir Türkiye en büyük hayalleri ve arzuları. Ama biz toplum olarak okumayı,  yazmayı, araştırmayı pek fazla sevmiyoruz.

Ortaokul müdürüm Sayın Mehmet şahin de geçenlerde Köy Enstitülü olduğunu  yazmıştı bana. ıki yıl önce beni arayıp bulduğunda, bir yazımda anlatmıştım şahin öğretmenimi. Yıllardır hiç karşılaşmadığım bir eski müdürüm beni arayıp bulunca ne kadar da mutlu-bahtiyar olmuştum. Sayın Mehmet şahin’i Ortaokul yıllarımdan çok iyi bilirim. Ama Köy Enstitülü olduğunu yeni öğrendim. Onu tarif etmeme hiç gerek yok. Yukarıdan beri anlatmaya çalıştığım o idealist kuşağın tipik özelliklerine sahip değerli bir insan.

Keşke o kuşak bugün de olsaydı. şahin Öğretmenlerin, Mahmut Makalların  omuzlarında aydınlanan bu ülke bugün, o kuşağa daha çok gereksinim duyar bir noktaya gelmiş bulunuyor. Benim gerçek aydınlar diye tanımladığım bu insanlar, kendini aydın yerine koyup ülkenin bölünmesi yönünde mücadele veren birtakım çevrelerden, eminim ki çok rahatsızlar.

Elimdeki okumakta olduğum, güncel-siyasi konulu kitabı yarım bırakıp şimdi  Mahmut Makal okumaya başladım. Malum, üç tane kitap tutuşturdu elime. Birisini okudum bile.

Bu arada biyografisine baktım bu değerli yazarın. 20 civarında kitabı var. Her kitabı en az birkaç veya 7-8 kez basılmış. Bu kitaplar kendi deyimiyle 15 kadar yabancı dile çevrilmiş. Oldukça başarılı bir yazar.

Fakir Baykurt’u görüyorum yazıları arasındaki resimlerde. Köy Enstitülü  devre arkadaşı imiş.

Genellikle köy yaşantısını, köy kültürünü işliyor Mahmut Makal. Ve tabi ki  Köy Enstitülerini.

Bu nedenledir ki; Mahmut Makal ismi kitaplarının ötesinde Köy Enstitüleriyle  özdeşleşmiş bulunuyor. Yaklaşık 60 yıl önce yazmış ilk kitabını. 1940’lı yıllardan itibaren ışık tutmaya çalışmış köylere. Kalkınmayı özendirmek ana tema olmuş kitaplarında. Gericilik, hurafe, batıl inançlar, sağlık ve eğitim zorlukları, köylünün yoksulluk kaderi gibi kavramlar hem yaşadığı hem işlediği konular olmuş.

Eskiden beri hep duyarız, biliriz Köy Enstitülerini. Ama şimdi Mahmut  Makal’la birlikte daha geniş bilgi sahibi olduğumu söyleyebilirim.

şu şekilde anlatıyor yazar Köy Enstitülerini:

-ılk uygulama, Köy Öğretmen Okulları adı altında, 1926 yılında, Kayseri ve Denizli’de olmuştur. Köylerde eğitim kurumu eksikliğinden dolayı bu kurumlara ihtiyaç duyulmuştur. 4 yıllık ilkokul, sonra 3 yıl Köy Öğretmen okulu, sonra da bir yıl uygulama dönemi sonucu öğretmen yetiştiriliyor.

-Bu arada Atatürk, askerler arasından bazı çavuşların eğitmen kurslarına çağrılarak öğretmen yapılmasını önerir.


-Eğitmen kursları ve Köy Öğretmen okulları ortak çalışmaya başlarlar. 1940’ta çıkarılan bir yasayla bu kurumlar Köy Enstitüsü yapılır. ısmet ınönü Başbakan, Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanıdır.

-O zaman Türkiye’de 63 il vardır. Her 3 ile bir Enstitü olmak üzere, toplam 23 Enstitü kurulmuştur. Her Enstitü üç ilin köylerinin çocuklarını alacak, köy öğretmenleri ve köye dönük diğer meslekleri yetiştirecektir. Sağlık memuru, ebe, teknisyen gibi. Köyün eğiticisi ve rehberi konumunda olmuşturlar bu okullarda okuyup da mezun olanlar.


-Bu okullar ziraata dönük arazi bulunan yerlerde kurulmuştur. Okuldaki her üretim öğrenci emeğidir. Et, süt, sebze, meyve, dikiş, nakış, marangozluk  işleri (masa, sandalye, kapı çerçeve, vs).

-Okuldan mezun olanlar, köylerdeki nüfusu hem eğitmek hem de onların ürettiklerini yaşamda kullanıma sunmak için işbaşına geçmiştirler. 


************************** 


ışte Köy Enstitülerinin üretime ve kalkınmaya dönük yüzleri.

ışte Köy Enstitüsü mezunlarının Mahmut Makallar, şahin Öğretmenler gibi  örnekleri.

şimdi o zamankinden daha fazla ihtiyacımız var böyle üretime, böyle kalkınma hamlelerine, böyle idealist bir nesle.