Ülkemiz, gelişmiş ülkeler düzeyinde refah toplumu olmadığı halde, kalp hastalıkları gelişmiş ülkelerdeki kadar sık görülmeye başlamıştır. Tıp alanındaki gelişmelerle artık kalp hastaları daha sıkıntısız ve uzun yaşamaktadır. Sağlıklı bir insan gibi yaşamaya devam eden kalp hastaları, Ramazanı da oruç tutarak geçirebilmektedir.
Memorial Hastanesi Girişimsel Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Servet Öztürk, orucun iyi huylu kolesterol olan HDL’yi yükselttiği ve kötü huylu kolesterol düzeyini ise dengede tuttuğunu söyledi. Prof. Dr. Öztürk, orucun koroner kalp hastalıklarının görülme sıklığının da azaldığını vurguladı.
Orucun sağlıklı kişiler için yararlı olduğu eski tarihlerden beri bilinen bir gerçektir. Oruç tutanlarda kalp damar sisteminde pıhtılaşma olaylarının azaldığı gösterilmiştir. Gene oruç tutanlarda iyi huylu diye bilinen yararlı kolesterol (HDL) artmakta, kötü huylu kolesterol ile trigliserid düzeylerinde azalma olmamakta ancak yükselme de olmamaktadır. Koroner kalp hastalığı için bir risk faktörü olan homosisteinin oruç tutanlarda en düşük düzeylere gerilediği gösterilmiştir. Bu bulgularla sağlıklı kişilerde orucun koroner kalp hastalığından koruduğu, koroner kalp hastalarında hastalığın ilerlemesini önlediği veya azalttığı rahatlıkla söylenebilir.
Burada bahsedilen koroner kalp hastalığıdır. Bazı kurallara uyulduğunda orucun koroner kalp hastalığını kötüleştirmediği ve ani krizlere neden olmadığına hekimler yıllardır tanıkdır. ıftarda aşırı miktarda, aşırı yağlı, aşırı kalorili yemek yemek, gündüz içilemeyen sigaraları iftardan sonra içmek gibi iki kötü alışkanlıklar çok yaygın olduğu halde, ramazan ayında acile gelmek zorunda kalan hasta sayısında artma olmaz. Acile başvuran oruçlular önceden hastalığı bilinmeyenler dışta tutulursa, büyük çoğunlukla oruç süresinde değil, iftarla sahur arasında tokluk süresinde gelirler. Öyleyse, iftarda kısa sürede aşırı yemek alışkanlığı olmazsa, ramazanda kalp krizleri büyük ölçüde azalacaktır.
Kalp diyeti çok zorlayıcı hayattan bıktırıcı bir diyet değildir. Sağlıklı kişilere de sağlıklı yaşamlarını sürdürmeleri için tavsiye edilen bir beslenme tarzıdır ve bu beslenme tarzı ramazanda daha bir önem kazanmaktadır. Tereyağı, sakatatların yağları, koyun etinin içerdiği yağlar ve sığır etinin görünen yağları ile margarinlerden arındırılmış tatmin edici bir beslenme tarzını benimsemek hiç de zor değildir. Bunların yanında aşırı kalorili börek ve tatlılardan kaçınılması, hem ramazanda, hem de ramazan dışında kalp ve şeker hastalıkları ile kanserden korumaktadır.
ıftarda kesinlikle hızlı yemek yememelidir. Öncelikle çay, ekmek ve peynirle ya da çorba ile hafif bir kahvaltı yaparak, mümkün olduğunca bol sulu, kızartılmamış, aşırı yağlı gıdalar tercih edilmelidir. Makarna, komposto ve hoşaf idealdir. Börekten vazgeçilemiyorsa, kızartılmamış, fırında pişirilmiş bol sebzeli olmalı ve ölçülü yenilmelidir. Nohut mercimek fasulye de tavsiye edilir ancak baklagillerin sindirimi zor olduğundan az miktarda yenmelidir. Midenin asit salgısını arttıran baharatlar ramazanda hiç yenmemelidir Sahurda ise çok yemek uzun süre tok tutar inancından vazgeçilmelidir. Çünkü ne kadar çok ve hızla kan şekerini yükselten tatlılar yenirse, o kadar çok acıkılır. Sahur sofraları kahvaltı gibi hazırlanmalıdır. Su ve mineral ihtiyacını karşılayacak gıdalar yanında ölçülü miktarda yumurta, süt, yoğurt, peynir veya lifli gıdalar (sebze yemekleri) tüketilmelidir. Bunlar, hem kan şekerinin yavaş yükselmesini sağlar, hem de aşırı mide salgısına neden olmadıkları için acıkmayı da geciktirirler.
Koroner kalp hastalığı tedavi edilmemiş kişiler için oruç riskli olabilir. Özellikle bol yağlı, kalorili ve hızlı yenilen iftar yemeklerinden sonra bu hastaların kalp krizi geçirme riskleri yüksektir. Koroner damarların tıkanmasına bağlı infarktüs, yıllarca iyi tedavi edilmemiş yüsek tansiyonun kalp kasını yorması sonucu kalp büyümesi, tedavisi zamanında yapılmamış kalp kapağı hastalıkları veya kalp kasının hastalığı gibi nedenlerin yol açtığı kalp yetersizliği varsa, hastalar ilaç kullansalar bile oruç tutamazlar. Kalp yetersizliği olan kişiler, vücutlarında artan tuz ve suyu azaltmak için idrar söktürücü ilaçlar kullanır. Bu ilaçların etkisi ile oruç zamanı aşırı tuz ve su kayıpları olur. Bu durum, bayılmalara hatta şoklara neden olabilir. ıftarda, vücuda yüklenen aşırı su ve tuz, zaten sınırda pompalama gücü olan kalbi aşırı çalışmaya zorlar. Bunun yanında hızlı ve bol yemek sonrası, sindirim mide bağırsak sisteminin kan dolaşım hızı artar. Bu da kalbe %20 ilave yük getirir. Aşırı yük, kalp yetersizliğine yol açar.
Kış aylarında oruç tutanlarda su eksikliği çok az düzeyde olur, ancak yaz aylarında aşırı sıvı kayıpları olabilir. Oruç tutacak kişinin ramazan ayını dinlenerek mi, az çalışarak mı geçireceği, işini azaltamıyorsa nerede ne şartlarda çalıştığı, sıvı ve elektrolit kayıpları için önemli bir etkendir. Artık pek çok ilaç günümüzde günde tek doz almakla etkili hale getirilmiş olmakla birlikte yine de yaz aylarında 15-16 saati bulan oruç süresinde ilaç alınmaması, bazı hastalar için sakıncalı olabilir. Kişilerin çalışma ortamları da önemlidir. Klimalı bir ortamda masa başı çalışan bir kimse veya Ramazanı yaylada tatil gibi geçirmeyi planlıyan bir koroner kalp hastası oruç tutabilirken, yaz aylarında güneş altında efor sarf ederek çalışan sağlıklı bir genç oruç tutamayabilir. Bunun için oruç tutmak isteyen hastaların kendi durumları hakkında doktorlarını bilgilendirerek görüş ve öneriler doğrultusunda hareket etmeleri, ilaç düzenlemelerini de doktorları ile birlikte yapmaları gerekir.
Kalp hastalığı riski olan kişiler oruç tutmak istiyorlarsa mutlaka kontrolden geçmelidir. Ramazanda özellikle iftardan sonra sınırda veya gizli olan koroner hastalığı bir kalp krizi ile ortaya çıkabilir bu da çok riskli olabilir.