Huntington haklı mı çıkıyor? Fransa’da yaşananlar uygarlıklar arasında çatışmanın kaçınılmazlığını mı kanıtlıyor? Paris’in kenar mahallelerinde Müslüman göçmen gençlerin ayaklanmasının Fransa’nın içinde hızla yayılması bu anlama mı geliyor?
Dün Almanya ve Belçika’ya da sıçrayan olaylar, genel bir Müslüman ayaklanmasına mı dönüşüyor?
Amerikalıların ünlü haber dergisi Newsweek böylesi bir tehlikenin var olduğunu öne sürüyor. Avrupa’da 12 milyon Müslüman yaşadığına dikkat çekilen değerlendirmesinde, “ısyan dalgası diğer ülkelerdeki bastırılmış azınlıklara sıçrarsa, tüm kıtada cihat başlar” deniliyor.
Avrupa basını ise olaylara daha temkinli yaklaşıyor. Hem kendi önyargılarını gizlemeye çalışıyor, hem de olaylara ıslam provokasyonu vurgusu yapmaktan kaçınıyor. Fransa’da olayları sürdüren göçmen gençlerin, anne ve babalarından Müslüman doğmuş olmakla birlikte, bu kimliklerini kendilerinin de fazlaca önemsemediği basında özellikle vurgulanıyor.
* * *
Peki, Fransa’da göçmen azınlığın gençlerini ayağa kaldıran ve hızla şiddete yönelten öfkenin nedeni ne?
Kuşkusuz, olaylar göçmen azınlıktan iki gencin polisten kaçarken sığındıkları yerde elektrik akımına kapılarak ölmeleri nedeniyle başlamıştır. Ancak, sorun bu tekil olaydan ibaret değildir.
Dün internette, başta Fransız olmak üzere Avrupa basınına göz attım. Çok sayıda değerlendirmede, isyancı gençlerin Fransız ve Avrupalı olamadıkları, Fransız ve Avrupalı sayılmadıkları, dışlanıp aşağılandıkları, yoksul oldukları ve yoksul kaldıkları belirtiliyordu. Bu nedenle özellikle Fransız basında, ıçişleri Bakanı Sarkozy’nin gençleri “serseri” olarak suçlamak yerine özür dilemiş olsaydı olayların böylesine büyümeyeceği dile getiriliyordu.
* * *
Bundan sonra ne olacak? Olayların yatıştırılması için ne yapılması gerekiyor?
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, öncelikle olayların bastırılması gerektiğini söylüyor. Ancak, güvenlik önlemlerinin sürekli arttırılmasına rağmen şiddetin tırmanması ve yayılması önlenemiyor. Bir Avrupa erdemi olarak yüceltilen istifa konusuna da, ıçişleri Bakanı Sarkozy şimdilik yanaşmıyor.
AKP’nin Avrupa’daki “sivil uzantısı” denilen Avrupa Türk Demokratlar Birliği merkezinin açılışı için önceki gün Almanya’ya giden Başbakan Tayyip Erdoğan ise Fransızlara, “türbanı serbest bırakın, olaylar hemen dinsin” anlamında kendince mucizevi bir öneride bulunuyor. Bu da ister istemez, Başbakanın bu olaya fırsat bilip Fransa’nın yanında Türkiye’ye de bir mesaj vermeye çalıştığı biçiminde yorumlanıyor.
şimdilik bunu geçelim, Avrupa’ya dönelim.
Kuşkusuz, olayların kökeninde Avrupa’nın dinsel ırkçı önyargıları vardır. Ancak bu önyargılar, birkaç türban olayıyla açıklanamaz. Asıl sorun, ezici çoğunluğu türbansız olan Müslüman göçmenlerin dışlanmışlığıdır. Avrupa’da bulundukları topluma entegrasyonlarının sağlanamamış olmasıdır.
Başbakan Erdoğan’ın bu ortamda, Fransa’daki olayların türbanın yasaklanması üzerine “fitillendiğini” ve uyarmasına karşın Fransızların sözünü dinlemediğini söylemesi ve olayları dinsel simgelerle açıklayıp çözümlemeye çalışmasının ters tepki yaratması kaçınılmazdır.
Öncelikle, türban değerlendirmesi doğru ve gerçekçi bir yaklaşım değildir. Ötesinde, Erdoğan’ın bu değerlendirmesi Avrupa halklarını şiddete dayalı dinsel kazanımlara zorlandıkları endişesiyle daha da önyargılı hale getirebilecektir.
Nihayet, Türkiye’ye biçilen ve Başbakan Erdoğan’ın da benimsemiş göründüğü, uygarlıklar arasındaki çatışma potansiyelini uzlaştırmaya dönüştürecek köprü rolünü de imkansız hale getirecektir.
Burada defalarca vurguladım. Türkiye uygarlıklar arasındaki köprü rolünü, ABD’de Bush yönetiminin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi için sahnelediği ılımlı ıslam çizgisiyle oynayamaz. Türkiye’nin rolü, Türkiye’yi bugün Avrupalı olma çizgisine getirmiş olan laik ve demokratik Cumhuriyet düzeniyle belirlenmiştir.
Siyasal iktidarlar ancak buna uydukları ve laikliği türban benzeri dini simgelerle sulandırmadıkları sürece, uygarlıklar barışı projesinin belirleyici aktörü olarak 21. yüzyıla Türkiye’nin damgasını vurabilirler.