Kadinvizyon.com; ınsanın, günün birinde çok ciddi bir hastalığa yakalanmış olabileceği endişesiyle uyanması; sonrasında bunun doğrulanması nasıl bir duygu?
Nilgün Çiğdem Fidan; O an hayatınızın tamamen değişebileceğini anlıyorsunuz…
Yer sanki sarsılıyor, duvarlar üzerinize geliyor… Kısaca; bir deprem… Ama kaçacak yeriniz yok, bu gerçeği değiştiremeyeceğinizi biliyorsunuz… Sonra küçük bir kızınız var, o geliyor gözünüzün önüne. O ne olacak ? Küçük öğrencileriniz var, onları kime bırakacağım ? Sonra, sıra ile büyükler geliyor…
ılk etapta bunları düşündüm; onların bana ihtiyacı var, bensiz nasıl olacak?
Orada karar veriyorum; ne olursa olsun son dakikaya kadar hissettirmeyeceğim içimdeki endişelerimi… Çünkü önce ben, kendim güçlü olmalıyım. Bunları yaşayacak olan benim… Çevremi üzmeye hakkım yok. Bu sefer Polyanna’cılık başlıyor. Bilmediğim bir yolculuk, bir film, bir senaryo. Değişik bir şeyler yaşayacağım; hiç bilmediğim, dinlemediğim (hiç hastalık, doktor haberleri izlemezdim, dinlemezdim, hep kaçardım)… şimdi bunları bol bol dinleyeceğim, ama insanlara ‘’dinletmeyeceğim’’… ışte böyle…
Kadinvizyon.com; Çevrenizdeki insanların, ailenizin ilk duyduklarındaki tepkileri ne oldu? Öğrencileriniz nasıl tepki verdi?
Nilgün Çiğdem Fidan; Ailem benim yanımda fazla konuşmamaya gayret gösterdi. Bana hasta muamelesi yapılmadı. Ben de tepki vermedim. Doğal olarak onlar da endişe ve üzüntülerini belli etmediler. O depremi bir anlamda ister istemez kendi içimde yaşadım, dışarıya hiç bir şey aksettirmemeye çalıştım. Çünkü ; her olayda olduğu gibi, bunda da mutlaka bir güzel bir şeyin beni beklediğine olan inancımdı…
Öğrencilerim küçüktüler. Bir süre gelemeyeceğimi söyledim, açıklama yapmadım.
Kadinvizyon.com; Riskli bir ameliyat geçirdiniz. Ameliyat masasına başınızı koyduğunuzda aklınızdan neler geçti?
Nilgün Çiğdem Fidan; Doktora ‘’ Ameliyat kaç günüm var ?’’ dedim.
‘’3 gün’’ dedi. Ameliyata kadar olan 3 günü tetkik ve ameliyat hazırlıklarıyla hastanede geçirecektim.
Hastaneye giderken herkes ve her şey ile ‘’belli etmeden’’vedalaştım. Sessizce… Bu 3 günü kendimle geçirecektim ister istemez. Ne yapmak isterdim bu şartlar içinde, iğne ve doktor fobisi olan , yaşamından koparılarak hastane odasına alınan, bir anlamda yalnız bırakılan biri olarak nasıl bir güzellik yaşayabilirdim? Onu düşündüm…
Yarım kalan resimlerim vardı. Onları tamamlayıp sergi açmayı isterdim. O yüzden bütün resim malzemelerimi götürdüm. O 3 günde, o resimleri tamamladım. Çok az uyudum, çünkü; belki de sonsuz bir uykuya dalacaktım… Zaman benim için çok değerliydi…
Ameliyata giderken kafamda şunlar vardı; ameliyata giriyorum, sonucu bilmiyordum…
Uyanamazsam, benim 3. Kişisel sergimi yakınlarım açacaktı. ‘’Uyanırsam kendi sergimi , kendim açacağım ve herkese anlatacağım bu hikayeyi’’ dedim.
O yüzden ameliyat odasına girerken hayal ve hedeflerimin verdiği rahatlık vardı içimde.
‘’Bir dakika daha…’’
Ameliyat masasına girerken kafamda bunlar vardı. Narkoz verilmeden önce ‘’ 1 dakika süre’’ istedim. Baştan sona sevdiklerimi gözden geçirdim ve vedalaştım… Çok derin bir nefes aldım ve hayatımda ilk defa 1 dakikaya neler sığdırılabileceğini fark ettim… Derin nefes almamın ne kadar önemli olduğunu anladım…
Ve sonra mutlu bir şekilde ‘’tamam hazırım’’ dedim.
Kadinvizyon.com; Resim sanatına hastalığınız öncesinde mi başlamıştınız? Hastalığınız, resimlerinize nasıl yansıdı?
Nilgün Çiğdem Fidan; Resme küçük yaşta başladım. Zaten güzel sanatlarda okudum. Resim hep içimde olan bir şeydi, 2 kişisel sergi açmıştım.
Hastalığım süresince yaptığım çalışmalar daha önceki çalışmalarımdan çok farklıydı. Çünkü önce küçük bir penceresi olan bir hastane odasında çeşitli baskı ve yasaklar, bedensel ağrılar içerisinde idim, tek elimi kullanabiliyordum. Ve ne yazıkki tüm tıbbi müdahaleler, tüm işlemler de o tek elden yapılıyordu.
Tamamiyle içten gelen duygular, acılar, özlem duyduğum herşey, sevdiklerim, hayallerim ,olmak istediğim yerler, öğrencilerim ve kuşlarımı hayal ederek yaptığım çalışmalardı. Çok hassas ve çok ince… Eskisinden daha renkli…
Önceki dönemlerimde yaptığım çalışmalara benzemiyordu. Bu yaşadığım deneyim, beni ve resmimi çok olgunlaştırdı ve ‘’renklendirdi’’. Tamamen iç duygularımı dışarıya yansıtabilmeyi öğretti. Ve resim yoluyla acıları hafifletmeyi, bedenimden uzaklaştırmayı ve renklerle güzel bir dünyamı güzelleştirmeyi başardım. Odamda devamlı klasik müzik çalıyordu. Bu da resimlerimdeki derinliği daha da artırdı.
Kadinvizyon.com; şu anda neler yapıyorsunuz? Gelecek için ne gibi planlarınız var?
Nilgün Çiğdem Fidan; Tedavi sürecim devam ediyor, halen raporluyum. Çünkü tedavi bitmedi ve yan etkileri var. Beni çok yordu, yıprattı, sevdiklerim, müzik ve resimle ayakta duruyorum. Bana verilen psikolojik ilaçları reddettim ve kendi psikolojimi kendim düzenliyorum, ilaçların yan etkilerini de müzik ve resimle gideriyorum. Dinlenmem gerekiyor. Bedenen çok yıprandım. Gücüm elverdiğince yürüyüşler yapıyorum. Bunlar bana iyi geliyor.
Gelecekteki düşüncelerim; resmi hiç bırakamayacağım, benim en önemli gıdam. Öğrencilerimi özledim, en kısa sürede dönmek istiyorum. Resim ve öğrencilerimle olmak istiyorum gelecekte. Bu hastalığı yaşayanlar ve yakınlarına da mesajlarım var.
Eğer dönersem anlatacak çok şeyim var demiştim. ıhtiyacı olanlara yardımcı olmak, ışık olmak istiyorum. Farklı şeyler denedim, sonucun doğruluğunu gördüm. Umudumu yitirmeyerek, sevdiğim şeyleri yaparak, inanarak, ağrıların sesini değil müziğin sesini dinleyerek, resmin görselliği ile de günlerimi mutlu geçirdim.
Kadinvizyon.com; Benzer bir hastalığın pençesine düşenlere neler söylemek istersiniz?
Nilgün Çiğdem Fidan; Asla umutsuzluğa kapılmasınlar. Her karanlığın sonunda mutlaka bir ışık olduğuna, düşünce gücü ile birçok şeyin aşılabileceğine inansınlar. Düşünceleri ile bedenlerine bile hükmedebileceklerini bilsinler.
Belki de, bu hastalık, o güne kadar kendi içlerinde farkına varmadıkları güzellikleri ve gücü keşfedebilecekleri bir fırsat sunacaktır.
Kadinvizyon.com; Hastalığınız süresince ve narkozla uyutuluncaya kadar hastalığınız ve kendiniz için hiç ağlamadığınızı söylüyorsunuz. Neden?
Nilgün Çiğdem Fidan; Hiç ağlamadım. Ağlamak aklıma gelmedi. Çünkü ben olumsuzluğu olumlu hale nasıl getirebileceğimi düşünüyordum. Zamanım kısıtlıydı ve geriye kalan zamanım çok değerliydi. Ben resimle deşarj oldum, ağlayarak değil. Ve şimdi bakıyorum da o günlerden geriye ‘’bir şeyler’’ kalmış…. şimdi bakıyorum da bir sürü resim… Sergilenen 70 resmin yanında bir o kadarı da evde duruyor… Dökülecek gözyaşları yerine bir sürü resim birikti… Ben o yolu seçtim…
Kadinvizyon.com; Hastalığınız esnasında en çok neler sizi etkiledi?
Nilgün Çiğdem Fidan; Türkü söyleyen doktor.
Ameliyat öncesi ve sonrasında, tedaviler esnasında, tanımadık birçok insanla yakınlaştım. Koşuşturmalardan, zamansızlıktan, unutulan insanca bir takım duyguları paylaştık hastalık süresince. Çalışanlarla, hastalarla, ziyaretçilerle, öğrencilerin gönderdikleri ‘’Bizi niye bıraktınız, bizi niye terk ettiniz ‘’ diyen mektuplarla, ‘’olsun ne zaman gelirseniz gelin biz sizi hep bekliyoruz’’ diyen mektuplar mesajlar, çiçekler… Ve o dönemimde beni hayata bağlayanlardan bazılarıydı.