IMF belirsizliğinin ortadan kaldırılmasını isteyen Söylemez, “IMF, daraltıcı yatırımları kısıtlayan ve emeklilerin sırtına yük bindirici reçeteleri de dayatmamalıdır” dedi.
Emlak Vergisi ilk taksit ödeme süresinin de, yaşanan ekonomik kriz nedeniyle uzatılmasını isteyen DP Genel Başkan yardımcısı Ufuk Söylemez, basın toplantısında özetle şunları söyledi;
“Üreten, istihdam yaratan bir ekonomiyi hedeflemeliyiz içinde “insan” olmayan ekonomik programların da, IMF programlarının da kalıcı bir yararı ve refahı getirdiği görülmemiştir.
Dünyada 2002 – 2007 yılları arasında yaşanan likidite bolluğu sayesinde bizim gibi ülkelere akan kısa vadeli spekülatif yabancı sermaye de, doğrudan yabancı sermaye de tüm beklentilerin üzerinde gerçekleşmişti. Ama AKP bu geçici bolluğu iyi değerlendiremedi. Mevcut karlı kuruluşları satarken, iş ve aş yaratacak yeni yatırımları hayata maalesef geçiremedi.
“YENı BıR ZıHNıYETTE EKONOMıK GELECEğıN ıNşASI”
Artık ekonomide ve dünyada o ucuz – bol dövizin ve uluslararası sermaye iştahının yerinde yeller esiyor.
O nedenle yeni bir zihniyetle, yepyeni bir ekonomik vizyonla ekonomik geleceğimizi beraber inşa etmeliyiz.
Finansal mühendislik yaparak değil, gerçek mühendislik yaparak, yatırım yaparak, üretimin, alın terinin ve emeğin, gerçek hür teşebbüsün yanında yer almalı ve desteklemeliyiz.
Ülkemiz dış dünyada başlayan ama iktidarın ihmali ve önlem almamasıyla derinleşen krizin ağır etkileriyle bugün savunmasız bir biçimde karşı karşıya.
Krizin teğet geçtiğini söyleyerek, kredi kartı borçlularını dürüst olmamakla itham ederek, krizde sıkıntıya giren işletme sahiplerini becerisizlikle suçlayarak, ülkede krizi yönetemezsiniz. Krizde vatandaşı – yatırımcıyı – tüketiciyi suçlamak değil, o koşullardan nasıl ve en az hasarla çıkılabileceğini söylemek zorundasınız.
“LOBıLERıN EDğıL KOBı’LERıN SÖZCÜSÜ OLACAğIZ”
Herşeyi döviz – borsa – yüksek reel faiz üçgeninde göremeyiz. Bu ülkenin çiftçisi var, üreten, eken, biçen köylüsü var. ış ve aş yaratan KOBı’leri var. Namuslu vefakâr ve esnaf sanatkarları var. ışini kaybetme korkusuyla yaşayan, işçisi, ay sonunu getirmenin sıkıntısı ile yaşam mücadelesi veren emeklisi, evine, çoluk çocuğuna ekmek bile götürememenin ızdırabını yaşayan işsizi var.
Biz lobilerin değil, KOBı’lerin, esnafın, çiftçinin, çalışanın sözcüsü olacağız.
ışte biz bu ekonomik krizin mağduru olan, sahip çıkılmayan, yok sayılan, sesini duyuramayan bu mazlum – mağdur ve onurlu, kesimlerin sesi ve vicdanı olacağız.
Vahşi kapitalizm değil, sermayeyi tabana yayan, piyasalara giriş engellerinin olmadığı, haklı rekabetin egemen olduğu, gerçek bir üretim ve istihdam ekonomisinin önünü açacağız, şartlarını hazırlayacağız.
Ekonomiyi de demokratikleştireceğiz. şeffaf – hesap veren adil ve güvenilir bir ekonomik politika izleyeceğiz.
Sınırsız, ölçüsüz, kontrolsüz bir finansal mühendisliğin, sentetik kâğıtlarından türev ürünlerden oluşturulan bugünkü sanal – kumarhane ekonomisini değil, üreten, imal eden, satan, ihraç eden, istihdam yaratan, rekabet eden gerçek, şeffaf bir piyasa ekonomisini bütün kurum ve kurallarıyla hayata geçireceğiz.
Bugün piyasalarda güven kalmamış, icralar – hacizler – protestolu senetler, karşılıksız çeklerle iş dünyası büyük bir çıkmaz içerisinde. Bankalar en büyük açığı veren, en cazip faizi ödeyen iktidarın bütçe açığını finanse ederek hazineye bol kepçe borç verirken, ihtiyacı olan, reel sektöre, üreticiye mesafeli duruyorlar. Güven kalmamış, itimat kalmamış.
Toplam vergi gelirlerinin %70’inin dolaylı vergiler, %30’nun ise doğrudan vergiler olması büyük bir çelişkidir. AB’de bu oranların tam tersine olduğunu hatırlatırım. Dolaylı vergiler vergide adaletsizliğin en açık göstergesidir.
“YOLSUZLUK EKONOMıSı”
Vergi adaletinin sağlanıp, verginin tabana yayılması sağlanmalıdır. Yüksek oranlı değil, ödenebilir daha düşük vergi oranlarıyla tahsilât da, kayıt içine giriş de çok daha rahat olur.
Yolsuzluk ekonomisinin, deniz fenercilerinin, gemicikleri, mücevhercileri olan mahdumların, ABD’de burs veren iş adamı yandaşların, partizan bürokratların, yandaş medyacıların, bu ülkenin kaderine hükmetmesine, istismar etmesine izin vermeyeceğiz.
Sosyal faciaya dönüşen işsizliğin istikbal bekleyen, pırıl pırıl gençlerimizin önünü tıkamasına, kâbusu olmasına izin vermeyeceğiz.
2008 sonu itibarı ile 214 milyar dolar (274,8 milyar TL) iç borç ve 276,8 milyar dolarlık dış borçla toplam 490,8 milyar doları bulan borç stokunun ülkeyi rehin almasına izin vermeyeceğiz. Evet, 2008 yılı sonu itibarı ile ülkemizin özel ve kamu sektörünün toplam borç stoku 490 milyar dolar oldu. Gelecek kuşakları borçlandıran, ipotek altına alan bu sınırsız borçlanmaya çeki düzen vereceğiz.
Türkiye’de bugün hiç kimse uluslararası konjonktür ve küreselleşmenin geldiği nokta itibarı ile kapalı – devletçi ve kollektivist bir ekonomik modeli savunmuyor. Böyle bir ekonomik anlayışın yaşama ve başarı şansı da olamaz. Ancak altta kalanın canı çıktığı, kuralsız, denetimsiz, ölçüsüz bir vahşi kapitalizm anlayışının da dünyayı ve ülkemizi getirdiği süreç ortada. Borsa manüplasyonlarıyla, finansal cambazlıklarla, sıcak parayla, bir tür kumarhane kapitalizmi de sağlıklı bir yol değil. O nedenle rekabetçi – sermayeyi tabana yayan – piyasaya giriş engellerinin olmadığı, üretimi ve tasarrufu esas olan, gerçekçi bir kur rejimin uygulandığı gerçek bir liberal piyasa ekonomisini hayata geçirmek zorundayız.
Özelleştirme, kamunun sırtına yük olan zarar eden – sermaye ve teknoloji yetersizliği çeken kamu iktisadi teşekküllerinin özel sektör eliyle, yeniden ekonomiye kazandırılmasını amaçlar. Ancak, bugün yapıldığı gibi, zaten kendi alanında karlı ve alternatifsiz olan işletmelerin haraç-mezat yabancılara satışı özelleştirmenin önceliği ve amacı olamaz, olmamalıdır. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da özel sektör, koşulların ve altyapının da yetersizliği nedeniyle etkili ve başarılı olamadı. Verilen teşvikler, krediler israf oldu. Üretim ve istihdama dönüşmedi bu bölgelerde terörün ve en etkili ilaçlarından birisi de iş ve aş sağlamaktır. Üreten, çalışan, evine ekmek götüren insan teröre, kolay kolay malzeme olmaz. O nedenle 2nci nesil kamu iktisadi kuruluşları diyebileceğimiz yeni bir modeli düşünmeliyiz. Yani kamu bu bölgelerde, öncü, düzenleyici, sermaye koyucu bir görev üstlenmelidir. Yerel üretim dinamikleriyle, ticaret ve sanayi odalarıyla, ziraatçılarla, esnaf ve sanatkârlarla beraber, onların da hissedar ve yönetimde yer alacağı 2nci nesil kamu iktisadi kuruluşları hayata geçirilmelidir. Bu olaya ideolojik bakmadan devlet de piyasalar gibi, bir ekonomik aktör, düzenleyici bir otorite olarak bir işlev görebilir.
“IMF BELıRSıZLığı KRıZı DERıNLEşTıRıYOR”
Demokrat Parti (DP) Genel Başkan Yardımcısı Ufuk Söylemez, “IMF belirsizliğinin” ortadan kaldırılmasını istedi. Siyasi iktidarın, IMF’le anlaşma konusunu tam bir belirsizliğe sürüklediğini belirten Söylemez, “Piyasalar ile iç ve dış konjonktür için IMF’le anlaşmanın olmamasından daha kötü tek şey vardır. O da siyasi ve ekonomik belirsizliktir” dedi. Belirsizliğin kriz sürecini uzattığını vurgulayan Söylemez, bu sürecin gerilimleri artırdığına, yatırım kararlarını ötelediğine, insanların ekonomik kararlar almasında caydırıcı bir etki yarattığına dikkat çekti. IMF’le anlaşma yapılması
halinde, harcamaları kısan, yatırımları durduran klasik reçetelerden uzak durulması gerektiğini kaydeden Söylemez, aksi takdirde başarısız ekonomik yönetim nedeniyle krizin etkisinin iyiden iyiye ağırlaştığı Türkiye ekonominin daha da kötüye gideceğini söyledi.
“HÜKÜMET EKONOMıK KRıZ SÜRECıNı UZATIYOR”
DP Genel Başkan Yardımcısı Ufuk Söylemez, IMF’le anlaşma konusunu tam bir belirsizliğe sürükleyen iktidarın, bu tavrıyla ekonomik kriz sürecini uzattığını ifade etti. Piyasalar ile iç ve dış konjonktür için IMF’le anlaşmanın olmamasından daha kötü tek şey olduğuna değinen Söylemez, “O da siyasi ve ekonomik belirsizliktir” diye konuştu.
Ekonomik belirsizliğin gerilimleri artırdığına, yatırım kararlarını ötelediğine, insanların ekonomik kararlar almasında caydırıcı olduğuna dikkat çeken Söylemez, “Başbakan Erdoğan ve ekonomi yönetimine soruyoruz: IMF’le anlaşma var mıdır, yok mudur? Evet mi, hayır mı? Ama aldığımız cevap, ne evet, ne de hayır. Hiç anlamadığımız bir şey: Havet diyorlar. Bu tabii ne piyasaların, ne de kamuoyunun
anlayabileceği bir şey değildir” dedi.












