15 Haziran 2007, Cuma günü saat 12:00’de sendika genel merkezinde, 2006-2007 eğitim öğretim yılının genel bir değerlendirmesini yaptığı basın toplantısında, “Başbakan ve Milli Eğitim Bakanı bu yılda sınıfta kalmıştır. Bu yılda öğretmenler, eğitim çalışanları, veliler ve öğrenciler suni teneffüse girmiştir.” şeklinde konuşma yapan Bağımsız Eğitimciler Sendikası Genel Başkanı Gürkan Avcı şöyle devam etti;
Eğitimin her alanında dökülüyoruz. Eğitimle ilgili uluslar arası tüm platformlarda hep en arkalardayız. Öğretmen ümitsiz, yorgun ve küskün. Veliler eğitimin tüm ekonomik yükü altında ezilmiş, bıkkın ve şaşkın. Öğrenci sistem anarşisi içerisinde, ezberci ve dershaneye gitmeye mecbur hale getirilmiş durumda, bilinçsiz, yoz ve kof yetişiyor. Ezberci ve sınavcı eğitim sistemi yüzünden ne çocuklarımız çocukluklarını ne de gençlerimiz gençliklerini yaşayabiliyor. OKS ve ÖSS kıskacında çocuklarımızı ve gençlerimizi kaybediyoruz. Hükümet kanser haline gelmiş sorunlarımızı aspirin ve yarabandı kabilinden sözde reformlarla tedavi etmeye çalışıyor. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, rutine bağladığı haftalık sözde yenilikleriyle, meşhur “incileriyle”, fare doğuran projeleriyle sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor. Bir milyon kişilik eğitim çalışanıyla, 15 milyon öğrenci ve velisiyle adeta dalga geçer gibi yapboz icraatlarla bıktırıp çileden çıkarıyor. Milli eğitimde durum içler acısı. Büyük şehirlerde sınıflar halen 50-60 kişilik. Eğitim kalitesi bölgelere ve illere göre büyük farklılıklar gösteriyor. Halen yurt genelinde 2 veya daha fazla sınıfın bir derslikte eğitim gördüğü 16 bin 379 okul var. Halen bir çok okulda dersler öğretmensizlikten dolayı boş geçiyor. On binlerce öğretmen adayı inatla atanmıyor. Atananlar emekli olan öğretmen açığını ancak kapatıyor. Okullar arasında çok ciddi kalite farkı var. Eğitimin niteliği konusunda bizlere AB’yi örnek gösteren hükümet, eğitime ayrılan bütçe ve eğitim çalışanlarına ödenen ücretler söz konusu olduğunda Uganda’yı, Tanzanya’yı, Zambiya’yı örnek alıyor. “Dediğim Dedik, Çaldığım Düdük” edasıyla hareket eden, bizleri uçan kuşa borçlu hale getiren, bizleri ek iş yapmaya mahkum eden hükümet üstüne üstlük tam bir siyasi kadrolaşmaya zemin hazırlıyor.
Eğitim sistemimizde yaşanan sıkıntı ve sorunlar AKP hükümeti döneminde daha da artmıştır. 2006 – 2007 eğitim yılı okullarda yaşanan şiddet olaylarının damgasını vurduğu bir yıl olarak, çeşitli tartışmalar arasında çözümlenemeyen sorunlarıyla birlikte başlamış ve bitmiş, ülkemizdeki çarpık eğitim manzarası yine değişmemiştir. Öğretmenler, öğrenci ve veliler bu hükümetle hiçbir sorunun çözüme kavuşmayacağını, aksine sorunların artacağını fark etmiştir. Milli Eğitim politikası tamamen AB kriterleri ve uzmanlarınca belirlenen bir ülkede, geleceğe umutla ve güvenle bakmanın söz konusu olmayacağını herkesin görmesi gerekir. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik köklü bir geleneğe sahip olan eğitim sistemimizin dokusunu tahrip etmiş ve öğretmenlik mesleğinde sosyal bir krize yol açmıştır. Eğitim Çalışanları, bakan Hüseyin Çelik’in ağzından çıkan tehditlerle, azarlamalarla ve gaflarla öğretmenleri, değil öğretmen olduğuna, dünyaya geldiğine pişman hale getirmiştir. Yüzde 5, yüzde 6 oranındaki komik zamlarla canından bezdirilen memur ve hizmetli eğitimcilere, insan onuruna yakışan oranlarda zam verilmediği gibi, gerçek enflasyon oranında bile zam çok görülmüştür. 59. Hükümet, 5. yılında yalnızca eğitim çalışanlarını pişman etmeyi becerebilmiştir.
83 yıllık Cumhuriyet tarihinde 60 bakan eskiten Milli Eğitim Bakanlığı’nda, 2003 yılı Mart ayında göreve başlayarak 4 yıl 4 aydır bakanlık yapan sayın Çelik, daha önce görev yapan Milli Eğitim Bakanları arasında 7 yıl 8 ayla en uzun süre bakanlık yapan Hasan Ali Yücel’den sonra ikincilik tahtına oturmuştur. Fakat, Hüseyin Çelik 4 yılı aşkın bakanlığı döneminde ve partisinin tek başına iktidar olmasına rağmen eğitimin ve eğitim çalışanlarının hiçbir sorununu çözemediği gibi sorunları daha da karmaşık ve içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Eğitim çalışanlarının ortak kanaatidir ki, bakan Çelik gelmiş geçmiş 60 bakan içinde en beceriksiz ve en başarısız bakan olarak görülmektedir.
Öte yandan, bu gün 15 milyon öğrenci karnelerini aldı. Kimileri mutlu bir şekilde karnelerini anne-babalarına göstermek için eve koşacak. Kimi öğrenciler ise tamamen çağdışı ve sağlıksız değerlendirme ölçütlerini kullanmaya devam eden Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik yüzünden hayatına küskün, bunalım ve depresyon içinde, suçluluk psikolojisiyle evinin yolunu tutacak. Kısacası, evden kaçma ve intiharlara varan “kırık karne” vakaları bizi bekliyor!
Aslında o kırık karne yalnızca öğrencinin değil, aynı zamanda da anne-babanındır. Çocuğunuza kızmak, küsmek, aşağılamak yerine yapıcı ve bilinçli yaklaşılması gerekir. MEB’in ve basının anne-babaları eğitip bilgilendiren; öğrencinin okula küsmesini değil, başarısızlığını telafi etmeye dönük motive edici pozitif yaklaşımları öğütleyen eğitici ve öğretici sunumlarda bulunması kaçınılmaz hale gelmiştir. Anne babaların yanlış yaklaşımlarından dolayı zayıf karne getiren bir çok çocuk bunalım ve depresyona girmekte, ‘başarısızlığı’ kişiliği ile özdeşleştiren; sevgisiz, korkak, pısırık bir karakter oluşturmaktadır. Bazı başarısız öğrencilerin çevresine karşı saygısız, saldırgan ve agresif davranmasının, sonu intihara kadar varan tercihler geliştirmesinin altında yatan sebepler bunlarla ilişkilidir. Aşırı baskı öğrenciyi okuldan ve öğretmenlerinden nefret eder hale getirmektedir. Bu konunun ihmal edilmeye devam edilmesi durumunda gelecekte; tembel, sorunlu ve kötü alışkanlıkları olan bir nesille karşı karşıya kalacağımızı ve bunun tamirinin daha zor ve külfetli olacağını unutmamamız gerekir. Zayıf notla karşınıza gelen çocuğunuzun sizden daha fazla üzüldüğünü unutmayın. Onu sevdiğinizi hissettirin, üzüntüsünü paylaşın. Gelecek dönem için başarısız olduğu derslerle ilgili neler yapılabileceğini planlayın.