Çocuğun sosyal, duygusal ve bilişsel gelişim basamaklarında sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesinin, mutlu, başarılı, çalışkan ve iyi bir birey olarak yetişmesinin ilk ve en önemli koşulunun anne baba sevgisi olduğunu belirten DESAM raporuna göre, başarısız, uyumsuz ve problemli öğrencilerin yüzde 95’inin “bölünmüş” ve “sorunlu” ailelerden gelen çocuklar olduğu ifade ediliyor.
Fiziksel ve zihinsel durumu normal olan çocuklardaki başarısızlığın anne babanın tutumundan ve aile fertleriyle olan ilişkilerinden ileri geldiğini vurgulayan rapora göre; huzurlu bir ev ortamı olmayan, anne baba ve kardeşleriyle paylaşma eksenli diyalog kuramayan, sevgi ve hoşgörüye dayalı ilişkiler geliştiremeyen çocuklar, okul hayatında da uyumsuz ve başarısız oluyor. Okulunu, özellikle başarılı arkadaşlarını ve dolayısı ile ders çalışmayı da sevmiyor.
Çocuğun sevgi ve şefkate olan ihtiyacının hayatının her aşamasında büyük rol oynadığı ve diğer maddi ihtiyaçlarından daha önemli olduğu vurgulanarak, anne ve babasının sevgi, şefkatine doyan bir çocuğun kendisini güven ve huzur içinde hissedeceğine, başarılı ve mutlu bir birey olarak yetişeceğine işaret eden DESAM Raporunda; güven duygusunun çocuğun öğrenim hayatını olumlu yönde etkilemesinin yanında; istikrarlı arkadaşlıklar ve dostluklar kurma, mutlu olacağı mesleği seçme, mesleğinde başarılı olma, hayattan zevk alma, mutlu bir yuva kurma gibi yaşamın ileriki süreçlerinde de etkisi olduğuna dikkat çekiliyor.
Çocukların başarısızlığını etkileyen ailevi faktörler arasında, anne babaların çocukları arasında ayrım yapmaktan, sevgi, şefkat ve ilgilerini eşit olarak gösterememekten de kaynaklandığını belirten raporda; “Kardeşler arasından birinin diğerinden daha az sevildiğine şüphe duyması, onun psikolojik ve akademik gelişiminde çatışmalar ve gerilemeler meydana getirebilmektedir. Bu yüzden okuldaki başarısı ve arkadaşlık ilişkileri de olumsuz yönde etkilenecektir. Anne baba tarafından kardeşler arasında mukayese yapılması ne kadar yanlışsa, başarılı olan tanıdık diğer çocukları örnek göstererek kendi çocuğunun da öyle olmasını istemek o kadar hatalıdır” denildi.
Hazırlanan araştırma raporunda, büyük kent okullarında daha yoğun olmakla birlikte öğrencilerin 1/23’ünde görülen, “Okul başarısında düşüş, arkadaş ilişkilerinde sorunlar, sosyalleşmeye karşı ilgisizlik, tahammülsüzlük, her şeye karşı çıkma, agresifleşme, madde kullanma eğilimi, öfke patlamaları” gibi negatif tepkilerin ülkemizde son yıllarda artış gösteren, “Ayrılık, boşanma, göç, ekonomik zorluklar, hastalıklar, sosyokültürel uyumsuzluklar, cinsi veya fiziki istismar, işsizlik, ekonomik
sıkıntılar, ikinci evlilik gibi etkenler yanında anne babanın; madde bağımlılığı, okur-yazar olmaması, çocukluğunda yeterli sevgi görmemesi, çocuktan aşırı beklenti içinde olması, suça bulaşma ve sabıkalı olması, işyerindeki sorunları, çocuğa dönük aşırı korumacılık ve aşırı kontrol, yeni bir kardeş doğumu” gibi nedenlerle oluşan psikolojik sorunların çocuklara doğrudan yansıtılması sonucunda oluştuğunu belirten raporda, Anne babaya düşen görevin, negatif etkenleri en aza indirmek ve sorunları olabildiğince çocuklara yansıtmamak olduğu belirtildi.
Raporla ilgili değerlendirmesinde, çocuğun yetişmesinde ve hayata adım atmasında aile ortamında, onları stres etkeninden mümkün olduğunca korumaya çalışmak gerektiğini söyleyen DES Genel Başkanı Gürkan Avcı, çocuklarda özellikle son dönemlerde görülmeye başlayan “Depresyon, stres bozukluğu, tik bozuklukları, konuşma bozuklukları, davranış değişiklikleri, reaktif bağlanma bozukluğu, dissosiyatif bozukluklar, kaygı ve uyku bozuklukları” gibi psikiyatrik durumlara karşı anne babaların okullardaki rehberlik servisinden ve hekimlerden yardım alması gerektiğine de dikkat çekti.












