Geçen yıl Ağustos ayında (2005 Ağustos) Ankara Otogarında otobüs saatimin gelmesini bekliyordum. O gün de asker gönderme varmış meğerse. Otogardaki hareketlilik ve kalabalık çok şaşırtıcı düzeyde idi. Sırtlarına astıkları Türk bayrakları ile omuzlarda taşınan veya havaya fırlatılıp tutulan, daha çocuk görünümdeki asker adayları; çevredeki “en büyük asker bizim asker” sloganları, çalan davullar, yakılan meşaleler eşliğinde askere uğurlanıyorlardı. Kalabalık arasında ana-baba-kardeşler hemen de belli oluyordu. Oğlunun arkasından hızlı, hızlı yürüyen kısa boylu, şişmanca, üzerindeki uzun basma eteği, başındaki yazmasıyla hafızamdan hiç silinmeyen bir annenin arkasından “kim bilir, belki sen de yüreği yanan bir anne olacaksın, Allah yüreğini yakmasın” diye geçirmiştim içimden. Etraftaki coşkuyu gördükçe bir yandan heyecan duyuyor, bir yandan hüzün taşıyordum. Dün akşam, kardeşimi Tarsus’a göndermek için Ankara otogarına gitmek gerekti. Gene Ağustos ayı ve gene asker gönderme vardı. Bu defa asker geçirme kavramı çılgınlık boyutuna ulaşmış gibiydi. AşTı (Ankara şehirlerarası Terminal ışletmesi) çevresi yoğun trafikten kilitlenmiş durumdaydı. Yakın civardaki park yerleri veya sokaklarda park yeri bulabilmek mümkün değildi. Her taraf ana-baba günü sanki. Bu arada kaza yapanlar, birbirine çarpanların haddi hesabı yok. Terminalde ise iğne atsan yere düşmez. Ankara AşTı tarihi bir gün yaşıyor adeta. Terminale yolcu olarak gidenlerin içeri girebilmesi ve otobüslerine binebilmesi mümkün değil. Arabanıza park yeri bulana kadar ya da bindiğiniz araç otogara gelene kadar otobüsü kesin kaçırırsınız. O anda otobüsümüzün yazıhanesiyle telefonla konuşarak bir çözüm aradık ve yolcumuzu başka bir noktadan otobüse bindirdik. Bu coşkulu kalabalıklara sadece AşTı’ de değil başka yerlerde de rastlamıştım. Görülüyor ki, bu sene geçen seneden daha yoğun bir ilgi var asker uğrulama konusunda. Gelecek yıllarda bu ilginin azalması ancak ve ancak bu ülkede terörün ve şehitlerimizin azalmasıyla paralel olacaktır. Öyle bir manzara ki, çocuğunu askere gönderen aileler sanki onu bir daha görememe duygusunu taşıyorlar. Gidip de dönmemek, dönüp de görmemek sözü her daim geçerli. Hem askere gidenler, hem de gurbete gidenler için… Ama ne yazık ki, son yıllarda askere gidip dönmeyenlerin sayısı artınca, ailelerin de uğurlama tabloları sokaklardan taşar duruma geldi. Askere gidenin tüm sülalesi, bütün arkadaşları uğurlamaya gelince ve bir akşamda çok sayıda asker adayı uğurlanınca, otogarlarda sanki gövde gösterileri oluşur oldu. şenlik havasındaki bu gövde gösterileri, ancak, teröre lanet ve terörün önlenmesi için tepkiye dönüştüğü zaman, bugün teröre duyarsız duran iç ve dış odaklar duyarlı olmanın yollarını arayacaklardır. Bu manzaraları oluşturan topluluk halkın ta kendisi. Çoğu fakir, çoğu az eğitimli ya da eğitimsiz görüntülü insanlar. Birçoğu yukarıda anlatmaya çalıştığım basma entarili anne gibi, şehirlerin kenar semtlerinden gelme. ışsiz ve avare dolaşan genç bir tablo. Gariban ve sırtı güçlü olmayan kesim. Korumasız, kollamasız, torpilsiz… Nedense hep bu kesimin çocukları şehit olur. Ekranlardaki şehit ailelerinin yansıması da böyle değil midir? Bir de diğer tarafına bakmak lazım bu tablonun. Onların çocukları nedense Doğu-Güneydoğu’da asker olmazlar. Bazıları da yurt dışında okurlar, hatta orada kalırlar. Omuzlarına astıkları Türk bayraklarıyla, omuzlarda askere uğurlanan gençlerimizin tabutlarda karşılanmaması için ilgili ve yetkili makamların terörle mücadele konusunda artık daha cesur davranmaları, daha ciddi düşünmeleri şart olmuştur. Ve çocuklarını, coşkulu ortamlarda buruk yürekleriyle asker eden ailelerin, terörle mücadele konusunda da bir araya gelmeleri gerekmektedir.
Yapay Zekâ ve Bilgisayar Mühendisinin Sorumluluğu
Bu yıl Bilgisayar Mühendisleri Odası Kurultayı 10-11 Şubat tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi’nde yapıldı. Bilgisayar mühendisleri için bir buluşma, paylaşma ve dayanışma...









