Tarih Vakfı, bir süredir yürüttüğü “Türkiye’nin ınsanları” projesi çerçevesinde düzenlemekte olduğu konferanslarına bir yenisini ekliyor. “Osmanlı Aynasında Müzik, Mimari ve Yemek Kültürü: Toplumsal Kimlik ve Birey Sorunları” başlıklı konferansta günümüzün toplumsal kimlik ve birey sorunları, Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Tülay Artan tarafından ele alınacak.
Tarih Vakfı, Türkiye’nin ınsanları Projesi çerçevesinde düzenlenecek olan “Osmanlı Aynasında Müzik, Mimari ve Yemek Kültürü: Toplumsal Kimlik ve Birey Sorunları” başlıklı konferansta “Osmanlılık, Ottomanitas, Osmanlı Tarzı neydi?” sorusu etrafında günümüzün toplumsal kimlik ve birey sorunları, Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Tülay Artan tarafından ele alınacak.
Artan’a göre, Osmanlı ikliminde, Balkanlarda, Akdeniz’de, Anadolu’nun dört bir yanında ve ötesinde yankılanan birbirinden çok farklı sesler, bu zenginliğin ayırdına varamayan Oryantalist kulakların alla turca nitelemeleri uzantısında, 1920’ler sonrasında “Türk Müziği” genellemesine sığdırılmaya çalışıldı. Cumhuriyetin bir döneminin kültürel seçiciliği belli bir müzik türüne, açıkça “Osmanlı Müziği”, hatta “Osmanlı Saray Müziği” denmesini engellediği için seçkin sınıfın ve şehirli çevrelerin müziğini “halk”, “folk”, “geleneksel” ve/veya “yöresel” seslerden ayırt etmek için kullanılan “Türk Sanat Müziği” ve “Klasik Türk Müziği” gibi içi boş terimlerle süslenen adlandırmalar bu süreçte doğdu.
Tülay Artan konferansta bir yandan “Osmanlı Müziği” tanımının Cumhuriyet döneminde reddediliş nedenlerini ortaya koyarken, Osmanlı ancien régime’ine karşı bir kültür devrimini amaçlayan milliyetçi-modernist ideolojik hegemonyanın, Osmanlı topraklarında inşa edilmiş olan anıtsal yapıları “Türk Mimarisi”, evleri de “Türk Evi” diye nitelemekteki ısrarını da irdeleyecek. Artan’a göre, Sırp, Bulgar, Yunan, Arnavut veya Arap etno-kültürlerinin de, aynı milletler-üstü konut mimarisi mirasını, kendi milli kimlikleri uzantısında Sırp, Bulgar, Yunan, Arnavut, Arap Evi gibi adlarla tamamen kendilerine mâl etmeye çalışmaları ve anıtsal mimari örneklerini ise “Osmanlı”, “Türk” veya “ıslam” diye reddetmeleri taraflar arasında çatışma yaratıyor.
Bu gerginlik sürerken, Türkiye’de maddi kültür ürünlerinin Cumhuriyet ideolojisine karşın oluşturdukları tehdit ölçeğinde “Türk” ya da “Osmanlı” olarak tanımlandığı çerçevede süregelen uzlaşmazlığa son yıllarda “Türk Yemekleri” de katılıyor. Tülay Artan konuya bu açıdan da bakacak ve müzik ve mimari (ya da minyatür, seramik, edebiyat vs) söz konusu olduğunda tartışmaların daha çok akademik çevrelerde süregelmesine karşın; baklava, kahve ya da papaz yahnisi gündeme geldiğinde bu kez günümüz Türkiye insanlarının ülkemizdeki farklı kültürel gruplarla paylaşılan yaşam pratikleri tarihine ne kadar yabancı olduklarını çarpıcı bir şekilde bir kez daha ortaya çıkaran “yeni” bir çatışmaya dönüşmesini inceleyecek.
Konferans ve Türkiye’nin ınsanları projesi, Türkiye’deki çeşitli kültürel grupların, karşılıklı önyargılarını kırarak, daha barışçı ve karşılıklı anlayışa dayanan bir toplumsal yaşam kurmalarına önemli katkılar yapmayı amaçlıyor.
|