Tarih severlerin her ay merakla beklediği “Toplumsal Tarih”in Kasım 2006 tarihli 155. sayısının kapak konusunu, Çarlık ve Sovyet dönemlerinde ve 1990 sonrasında Kırım Savaşı’nın Rus ve Sovyet tarihçileri tarafından algılanmasındaki değişim oluşturuyor. Sümerolog Muazzez ı. Çığ, “baş örtme geleneği esas olarak ‘tapınak fahişeleri’ni diğer kadınlardan ayırmanın bir aracı” dediği için TCK’nın 301. maddesinden yargılanıyor. Kasım sayımızda yer alan “tapınak fahişeleri” yazısı, Çığ’ın söylediklerine destek verir nitelikte. 1878’de Bosna’yı işgal eden Avusturya’nın karikatür dergilerinde yer alan çizimlerle ilgili yazı, oryantalist bakış açısını ve işgali meşrulaştırmak için girişilen “medenileştirme” çabasını inceliyor. Göçebe Türk toplumunun devamı olan Göktürkler’in şehirleşmesi üzerine ilginç bilgiler veren bir yazı yine “Toplumsal Tarih”in 155. sayısında yer alıyor.
Türk-Yunan Savaşı’nda Alasonya ve Yanya cephelerinde yaralı tedavisi, Safeviler döneminde kahve ve kahvehanelerin ıran’daki tarihi, M.Ö. 3500-1200 yıllarında Anadolu’da muhtelif yerleşimlerde ekonomilerin merkezileşmesi, Cemaleddin Afgani’nin savunduğu ıslam birliği fikri, 19. yüzyıl Avrupa’sında milliyetçilik paradoksu, Çerkes mitolojisi üzerine yazılar ve daha birçok konu üzerine derinlikli incelemeler de “Toplumsal Tarih”in Kasım sayısında.
Verdiği birbirinden ilginç eklerle beğeni toplayan “Toplumsal Tarih”in Kasım ayı eki ise, 1855’te Kırım Harbi’ne katılarak Sivastopol’un zaptında önemli rol oynayan Mahmûdiye kalyonunun posteri…
Candan Badem, Rus tarih yazımında değişen Kırım Savaşı algısını anlatıyor:
“Dünya tarihçiliğinin en çok yazdığı savaşlardan biri olan Kırım Savaşı, Rus tarih yazımında da büyük yer tutmuştur. Çarlık dönemi tarihçileri savaşı açıklarken toplumsal ve ekonomik etkenleri göz ardı etmişler, kişileri ve olaylardaki yanlışlarını ön plana çıkararak savaşın suçunu ‘karşı taraf’a atmaya çalışmışlardır. Bolşevizmin etkisiyle değişen tarih algısı ile Kırım Savaşı’na yaklaşım da farklılaşmış, Rusya, yenilginin sosyo-ekonomik kökenlerine odaklanmıştır. Ancak 1970’lere gelindiğinde Sovyet tarihçileri savaşın karşı tarafına, yani ‘Osmanlı Cephesi’ne de eğilmeye başlamışlardır.”
Anatanrıça Kültünün Rahibeleri:
Tapınak “Fahişeleri”
Fatma Gül Berktay’dan, anaerkil toplumdan ataerkile evrilişin öyküsü:
“Kadının başını örtmesi, bugün salt ıslam’a özgü bir gelenek, hatta ıslam’ın farzı gibi sunuluyor. Oysa kaynağı, Muazzez ı. Çığ’ın da belirttiği gibi, ıslam’ın doğuşundan çok önceye, anatanrıça tapımına dayanıyor ama bu tapımın giderek gerilemesine yol açan toplumsal ve ekonomik değişim süreci içinde biçimsel olarak varlığını korumak, hatta daha yaygınlaşmakla birlikte önemli bir içerik değişikliğine uğruyor. Bu değişim sürecinin özünü, eski Mezopotamya’da mülkiyetin, sınıflaşmanın ve militarizmin gelişmesi ve onlarla birlikte ataerkil ailenin güçlenerek kadınların statüsünün düşmesi oluşturur. Aynı süreci, kadının örtünmesini düzenleyen geleneklerin ve yasaların içeriğinde meydana gelen değişikliklerde de izleyebiliyoruz.”
“Temür Kazug”a Kurulan “Balığ”lar
Ayşe Hür, Göktürkler’de şehirleşmeyi kaleme alıyor:
“Göktürkler ve Uygurlar şehre ‘balık’ diyorlardı. ıleriki dönemlerde ‘balığ’ ya da ‘balıg’ şekline dönüşen bu sözcüğün, ‘hakanın sarayının bulunduğu yer ve tahkim edilmiş yerleşim merkezi’, ‘kale’ anlamına geldiği ve Ordu Balıg, Beş Balıg, Yengi Balıg, ıli Balığ, Han Balık, Hatun Balık, Nomlug Törülüg Balık gibi bir ön adla birlikte kullanıldığı görülür. Balık’lar şaman ve Budist inanışında ‘temür kazug’ (demir kazık) olarak adlandırılan bir tepe üzerinde konumlanmış hakan ya da bey sarayının bulunduğu Orduğ’un (en bilineni Ordu Balık / Karabalsagun) etrafında yer alırdı. Balık’ları ise ticaret ya da zanaat faaliyetinin yapıldığı kıy denilen açık alanlar çevrelerdi.”
Ayrıca her ay olduğu gibi “Toplumsal Tarih”in Kasım sayısında da Emel Seyhan’ın kaleminden “Osmanlı Basınında Yüz Yıl Önce Bu Ay”, Yavuz Selim Karakışla’dan “Arşivden Bir Belge” ve Edhem Eldem tarafından hazırlanan “L’Illustration’dan Seçmeler” bölümleri yer alıyor.












